Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin nezih hayatında akrabalık bağlarının ne derece önemli olduğu görülse de günümüzde insanların bu konuya yeterince özen göstermedikleri de acı bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) kendisine elçilik görevi verilmeden önceki hayatında tüm insanlara olduğu gibi akrabalarına da yakın ilgi gösterir, onlara iyilikte bulunurdu.

Amcası Ebû Tâlib’in kalabalık bir ailesi olmasından dolayı, yükünü hafifletmek için küçük yaşta Hz. Ali’yi (r.a) yanına alması bu ilginin bir örneğiydi.

Peygamberlik vazifesi Cebrail (a.s) tarafından tebliğ edilince evine gelerek durumu sevgili eşi Hz. Hatice’ye (r.anha) bildirdi. Annemizin zikrettiği şu ifadeler ne kadar anlamlıdır: “And olsun ki sen akrabalarınla bağını devamlı koruyan birisin…” (Buhârî, Bed’ül-vahy, 3)

Resul-i Kibriyâ (s.a.v) efendimizin, tebliğinde ilk muhatapları arasına akrabalarını alması emredilmişti. Amcası Ebû Leheb başta olmak üzere birçok akrabasından düşmanlık görse de Rahmet Peygamberi (s.a.v), akrabalık ilişkileri konusunda ümmetine örnek teşkil edecek söz ve davranışlarda bulunmuştur. Zira Efendimiz (s.a.v) bir taraftan kendisine vahyedilen “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Bir de ana babanıza ve yakın akrabanıza… iyilikte bulunun” (Nisâ, 36) mealindeki ayeti insanlara tebliğ ediyor; bir taraftan da “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, akrabalarıyla ilgisini devam ettirsin” (Buhârî, Edeb, 85) hadis-i şerifiyle ümmetine konunun önemini bildiriyordu.

Efendimiz’in akrabalarıyla hukuku

Resul-i Ekrem (s.a.v), amcaları Ebû Tâlib, Hz. Abbas ve Hz. Hamza’ya (r.anhüma) derin bir saygı ve sevgi duyardı. Ebû Tâlib’in iman etmesi için büyük gayret göstermiş, vefatı anında yanında durarak, “Amca! Ne olur kelime-i tevhidi oku ki sana Allah katında şahitlik edebileyim” (Buhârî, Cenâiz, 79) diye bütün kalbiyle istekte bulunmuştu.

Hz. Hamza ve Hz. Abbas (r.anhüma) Peygamberimiz (s.a.v) için çok değerliydiler. Hz. Hamza’nın (r.a) vefatından sonraki döneme rastlayan yıllarda Efendimiz (s.a.v) umre için gittiğinde, onun Mekke-i Mükerreme’de kalan kızı Ümame’yi yanına alarak Medine-i Münevvere’ye getirmiş ve teyzesinin kocası olan Hz. Cafer’in (r.a) himayesine vermişti.

Yine amcası Hz. Abbas’ın oğlu Abdullah (r.anhüma) ile yakından ilgilenmiş, onun için dualarda bulunmuş ve onu, ashab-ı kiram arasında “Kur’an Tercümanı” olarak anılmasına vesile olacak şekilde yetiştirmişti.

Resul-i Ekrem (s.a.v) sadece kan bağıyla olanı değil, süt emme ve evlilik yoluyla oluşan akrabalık bağlarını da önemserdi. Süt emme sebebiyle aralarında akrabalık bağı oluşan Hz. Halime’ye ve onun ailesine son derece ilgi gösterir, ihtiyaçlarını gözetirdi.

Hz. Hatice’nin kızı Hind ve Hz. Ümmü Seleme’nin oğlu Ömer’le yakından ve özenle ilgilenir, kayınpederleri konumunda olan Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’e (r.anhüm) gereken alaka ve sevgiyi gösterirdi.

Gerçek sıla-i rahim

Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v) nezih hayatında akrabalık bağlarının ne derece önemli olduğu görülse de günümüzde insanların bu konuya yeterince özen göstermedikleri de acı bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

Mevcut durumu irdelediğimizde, insanların akrabalarıyla ilişkilerini farklı birtakım sebeplerle kestiklerini görmekteyiz. Genellikle öne sürülen gerekçe, “yapılan iyiliklere karşılık bulamamak düşüncesi” ya da “akrabalardan genellikle kötülük görüldüğü” kanaatidir. Halbuki, asırlar öncesinden ümmetine ışık tutan Rahmet Peygamberi (s.a.v) buyuruyor ki: “Akraba ile ilişkiyi devam ettirmek (sıla-i rahim); sana yapılan iyiliklere karşılık senin de onlara iyilikte bulunman demek değildir. Gerçek sıla-i rahim, onlar senden bağlarını koparacak ve ilgilerini kesecek olsalar dahi akrabalarınla bağını ve ilgini devam ettirebilmendir.” (Buhârî, Edeb, 15)

Ulaşılması zor ama imkânsız olmayan bu dereceye, ancak Cenab-ı Allah’ın ve Resulü’nün (s.a.v) hoşnutluğunu kazanmak maksadıyla gayret edenler ulaşabilir ve ancak onlar bu husustaki zorluklara gönül huzuruyla katlanabilirler.

Bazen, küçük bir hediyeyle ziyaret, bazen sevgimizi yansıtan bir telefon görüşmesi ya da mesaj, bazen de hasretle gönderilen bir selam… Hepsi, önce Allah ve Resulü’nü razı eden, sonra da akrabalarımızı sevindiren davranışlar olacaktır.

Selamet ve afiyet dilekleriyle nice bayramlara…

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, akrabalarıyla ilgisini devam ettirsin." (Buhârî, Edeb, 85)