Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

> Derdi olmayan insan olduğu yerde kalmaya mahkûm olur ki bu, aynı zamanda bir insanın kendisine yapabileceği zulümlerden biridir. > Günlük hayatta “dert” kelimesi çoğunlukla olumsuz manalar çağrıştırır. Başımıza gelen musibetleri, afetleri, dünyevi birtakım sıkıntıları dert olarak kabul ederiz. Böyle sıkıntılı durumları rahatımızı bozan tehditler olarak görür ve en kısa zamanda ortadan kaldırmanın yollarını ararız. Peki dert derken asıl kastedilen bunlar mıdır?

Her insanda olması gereken bir hal

Dert gerçekte insanı motive eden, gayrete sevk eden, ilmin peşine düşüren, eyleme geçiren sebeptir. Bu açıdan bakıldığında dert her insanda olması gereken bir haldir. Aksi halde insan atıl kalır, atalete uğrar. Şairin dediği gibi “Tomurcuk derdinde olmayan ağaca odun derler.” Odunun yeşeremeyeceği malumdur. Bu manada derdi olmayan insan da olduğu yerde kalmaya mahkûm olur ki bu, aynı zamanda bir insanın kendisine yapabileceği zulümlerden biridir. Burada kastedilen dert, musibetlerin sonucu olarak ortaya çıkan bir sıkıntı değil, her şey yolunda olsa bile insanı rahatsız eden, etmesi gereken haldir. Zira bir müslüman için rahatlık ve istirahat yurdu dünya hayatı değil ahiret hayatıdır, yani cennettir.

Nakledildiğine göre Allah Teâlâ, Hz. Musa’ya (a.s) şöyle demiştir: “Ben huzur ve istirahati cennete yerleştirdiğim halde insanlar onu hep dünyada ararlar.” Sürekli rahat olan, istirahat eden, yorulmayan kişi için bir şeyler ters gidiyor, demektir. Zira rahat olmak madden ve manen gelişmediği anlamına gelir. Büyümek ve gelişmek rahatsızlığı ve sancıyı da beraberinde getirir.

Ekim ve hasat mevsimleri

Dertlerini sadece bedene bağlı dünyevi dertler olarak gören insan hakikati kaçırır. Nitekim dünya hayatının rahatı geçici ve görecelidir. Akamete uğraması küçük bir pürüze bakar, akabinde hayat bir anda zindana dönebilir. Dünya müslüman için çalışma, yorulma, gayret ve amel yurdudur. Dünya hayatı, âdeta sürekli ekim mevsimidir. Bu ekimin gerçek hasadı dünyada değildir. Ekim mevsiminde rahatının peşinde olanların hüsrana uğraması ise kaçınılmazdır.

Sorular ve sorunlar

Dertli insan aynı zamanda “soru”lu ve “sorun”lu insandır. Zira insan mesul bir varlıktır. Bu mesuliyet onun meselesine dönüşür. Meseleler de suallere yol açar. Her sualin bir cevaba ve tatmine yol açması beklenirken tam tersine cevaplar, yeni suallere ve meselelere kapı aralar. Böyle sualler cevap almak için değil tefekküre yol açması için içimize düşer. Böyle soruların sorulduğu anlar insan için büyük fırsat anlarıdır ve bu soruların cevabı tefekkür derinliğinde aranmalıdır. Mevlânâ (k.s) hazretlerinin dediği gibi “İnci arıyorsan denizin derinliklerinde ara, sığ kıyılarda köpükten başka bir şey bulamazsın.”

Büyük insanlar ekseriyetle dünyevi anlamda cevap buldurup rahatlatan değil, soru sorduran, dertlendiren, nefsini, kişiliğini, yaşantısını sorgulatan insanlardır. Başka bir deyişle zaten var olan dertlerinin farkına vardıran insanlardır. Dertlerle gayretlendirilen talip, bu sürecin sonunda nihayet sakinleşip durgunlaşır. Tıpkı yükseklerde iken hızlı akan nehrin denize yaklaştıkça hızının ve sesinin azalması gibi dertli insan da Cenab-ı Hakk’a manen yaklaştıkça, dünyevi dertlerin gerçek dertler olmadığını anladıkça sakinleşir. Bundan dolayı görülür ki seyr-i sülukte yolun başında olanlar çok sesli ve hareketli iken, yolun sonuna yaklaşanlar gayet sakin ve sessizdir. Arifler ise önce dertle sonrasında ise dermanla kuşanan kimselerdir. Daha önce dert sahibi olmuş bu zatlar şimdi derman vesilesi olmuşlardır.

“İnci arıyorsan denizin derinliklerinde ara, sığ kıyılarda köpükten başka bir şey bulamazsın.” Hz. Mevlânâ kuddise sırruhu