Söyleşi
Dr. Ensar Aslan: Din Alanında Konuşurken Temkinli Olmak Gerekir
İş dinî sahaya geldiği zaman herhangi bir denetim mekanizması olmadığı için önüne gelen konuşuyor. “Bence” diye başlayıp müctehid imamların binbir emekle ve titizlikle varmış oldukları sonuçları elinin tersiyle itebiliyor.
Dr. Ensar Aslan
1982 Erzurum, Oltu’da doğdu. Küçük yaşta İstanbul’a geldi. Üsküdar, Çengelköy’de hafızlık yaptı. Ardından medrese usulü eğitimini tamamlayıp icazetname aldı. 2005 yılında, Eminönü, Kadırga semtinde bulunan Aynu’l-Hayat Hatun Camii’nde imam hatipliğe atandı. 2011 yılında Haseki Dinî Yüksek İhtisas Merkezi’ne başladı. 2012’de yüksek lisansını, 2020’de İslam Hukuku doktorasını tamamladı. Şu anda Haseki Dinî Yüksek İhtisas Merkezi'nde eğitim görevlisidir. Çeşitli mecralarda fıkıh dersleri ve sohbet hizmetlerine devam etmektedir. 500 Soruda Nahiv adlı bir tercümesi bulunmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.
~Kıymetli hocam, size çok fetva soruluyor, bu konuda şunu merak ediyorum, takvasını soran oluyor mu? Yani “Böyle bir konu var, acaba bunun dinimize en uygun olanı, en güzel olanı nasıldır, nasıl yapmamız gerekir?” diye soran çok oluyor mu? Yoksa genellikle hep fetvasını mı soruyor insanlar?
~Evet, sorduğu sorularda takvayı gözetenlere de rastlıyoruz. Hatta sırf takvası nasıl olur diye inceliklerini öğrenmek üzere telefonda sormakla yetinmeyip bizatihi yüz yüze görüşmek isteyenler de oluyor. Ama genelde bu kadar detay istemiyorlar, soruların çoğu telefonda hatta hiç konuşmaksızın mesaj üzerinden bizlere ulaştığı için yerine göre “Bu amelin fetvası olmakla beraber takvaya uygun olanı bundan uzak durmaktır” şeklinde cevabımızda takvayı vurgulayabiliyoruz. Bazen de sorulan soruya, “Haram denilemese de çok temiz bir durum değil” şeklinde de fetva verebiliyoruz.
~Peki, toplumda genel olarak her şeyin fetvasını bulmaya yönelme, kolayını tercih etme gibi bir meyil görüyor musunuz?
~Bu meyli bazılarında görebiliyoruz ama biz yine de hüsnüzan besleyerek gelen kişilerin hakikaten hükmü merak ettikleri için sorduklarını düşünüyoruz. Şimdi fetvayla çok iştigal edince ister istemez artık sorulan sorunun akışından oluruna dair fetva mı istiyor yoksa hakikaten hükmü merak ettiği için mi soruyor fark edebiliyorsunuz. Adam birkaç yere sormuş, belli ki cevap alamamış, sizden teyit ettirmek istiyor. Hatta bazen bunu itiraf edenler oluyor. Telefonda biraz konuştuktan sonra “Ama hocam ben falanca hocaya sormuştum böyle demişti” dediklerinde siz zaten anlıyorsunuz ki bu kişi işin fetvasını bir şekilde bulmanın peşinde.
~O hocadan ya da bu hocadan bir şekilde o fetvayı bulma derdinde.
~Bulma derdinde veya birilerinden bulmuş çok da içine sinmemiş, onu teyit ettirme amaçlı olarak soranlarla da karşılaşabiliyoruz. “Hocam böyle söylediler de bir de size sorayım” diyenler oluyor. Kimi zaman da doğrudan “Hocam siz bana sadece fetvayı söyleyin ben başka yere sormayacağım” diye doğrudan bizi arayanlar da olabiliyor. Tabii artık bilgiye ulaşmak çok daha basitleşmiş, internetin olduğu her yerden sadece arama motoruna iki anahtar kelime yazmak suretiyle fetvalara ulaşma imkânınız var. Bunu yapıyorlar ve birkaç farklı görüşle karşılaşıyorlar. Bakıyorlar ki bir fetva grubu var, orası biraz daha işi sıkı tutmuş, oradan fetva kolay kolay çıkmaz, diğer taraftan biraz daha rahat fetva veren bir grup olabiliyor. E şimdi iki fetvayla da karşılaşınca haliyle “Acaba falanca hoca nasıl düşünüyor” diyerek bizleri arayanlar da olabiliyor.
~Peki hocam, toplumda herkes her konuda yorum yapar hale geldi. Dinî konularda da eskiden hocalar konuşur, insanlar daha edepli davranırlardı, susarlardı. Bugün çoğu insan, hemen hemen herkes kendini konuşmaya ehil görüyor ve yorum yapıyor. Sosyal medyanın ve internetten yapılan aralamaların da bunda etkisi var. Siz toplumun din hakkında konuşma hususundaki tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
~Bizim halkımız genel olarak siyasette, tababette (tıp) ve diyanette kendini yetkin görüyor. Yani şöyle bir sokağa çıktığınız zaman herkes siyasi değerlendirmeler yapabiliyor. Bir yeriniz ağrır, birine deseniz ki “midem ağrıdı” hemen size bir ilaç tavsiyesinde bulunabilir, doktor olmamasına rağmen. Kendimize böyle bir özgürlük alanı bulmuşuz. Bir diğeri de diyanettir. İşte “bence” diye lafa başlamalar… Yani bu tür dinî noktalarda yetkili olmadığı halde konuşmak çok büyük bir vebaldir. Şöyle düşünelim; siyasi konularda hatalı bir değerlendirme yapsanız, birisinin belki oyunun rengini etkileyebilirsiniz. Bunlar hep dünyevi zararlardır. Yalnız din konusunda yetkimiz olmadığı halde fikir beyan ederek insanları yanlış yönlendirecek olursak, özellikle itikadi alanlarda, bu sefer insanların ahiretine yönelik bir teşebbüste bulunmuşuzdur. Yani bunun zararı dünyayla sınırlı değildir. Ahirete yönelik de zararı vardır. Dolayısıyla din alanında konuşurken tıpta, siyasette konuşurken takınacağımız tavırdan çok daha temkinli olmak gerekir. Şöyle bir ifade vardır; “İslam’ın şartı altıdır, altıncısı haddini bilmektir” derler. Yani hakikaten kişi, din adına konuştuğu zaman dikkat etmelidir. Bir de şöyle de bir şey var, din biraz bu noktada sahipsiz gibi. Şunu kastediyorum; tıp alanında biri kalksa, televizyonda veyahut bir sosyal mecrada yanlış konuşsa hemen tabipler devreye girer ve o kişi hakkında soruşturma başlatılabilir. Ama iş dinî sahaya geldiği zaman herhangi bir denetim mekanizması olmadığı için önüne gelen konuşuyor. “Bence” diye başlayıp müctehid imamların binbir emekle ve titizlikle varmış oldukları sonuçları elinin tersiyle itebiliyor. Sadece amelî sahada kalsa “İnsanlara namaz kılmayı hatalı öğretti” veya “Zekât hakkında yanlış fetva verdi” deriz. Ama bu iş itikadi sahada da cereyan ediyor. “Bence cennet cehennem ebedî değil, bence şefaat yok, kabir azabı varsa cehennem azabı niye var” tarzında kendilerince güya mantıklı konuşmalar yapıyorlar. E bu durumda da sağlam bir itikadi eğitim almamış olan gençlik, onların akla yatkın zannettikleri görüşlerini doğru kabul edebiliyorlar. Bu sefer ahiretlerini heba ediyorlar. Ezcümle herhangi bir meslek dalına dair yetkimiz olmadan konuştuğumuzda birileri devreye girerek önümüzü kesebiliyor. Olması gereken de budur. Ancak maalesef dinî meselelerde böyle frenleyici bir mekanizma yok.
~Bir yetkinlik bir denetim her alanda olması lazım ki en kıymetli ve en tehlikeli alan din alanıdır.
~Din alanında böyle bir mekanizma var aslında. Ancak yaptırımı yok. Yani Diyanet İşleri Başkanlığının varlığı bu noktada bir denetim kurumu gibidir. Çünkü bazı insanlar şöyle düşünüyorlar: “Falanca şöyle dedi ama bu ülkenin resmî dinî kurumu Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Bir de bakalım onlar ne diyorlar.” Diyanet İşleri Başkanlığının yaptırım gücü açısından söylemiyorum ancak varlığı bazı uç fırkaların baş göstermesine engel olabilecek şekilde dizayn edilmiş.
Şahsen diyebilirim ki medreseden yetkin bir hoca efendi, ilahiyattan yetkin bir hoca efendi işte tekkeden, zaviyeden, Diyanetten… Bunların sosyal mecrayı kesinlikle ihmal etmemeleri icap ediyor.
~Hocam şimdi Türkiye’de her yaştan insanı etkileyen fikirler var. Deizm olsun, ateizm olsun, bu modern hurafelerden etkilenmek ciddi bir yaygınlık kazandı. Şimdi bizim bununla mücadele etmesini beklediğimiz, bunu önlemesini beklediğimiz mecralar var. Bunları sayacak olursak Diyanet ve müslümanların bir araya geldiği tarikat, cemaat gibi yapılar, medreseler ve ilahiyatlar, imam hatipler, gibi dinî eğitim kurumlarıdır. Siz bunların hepsinde de etkin olan birisiniz. Türkiye’de Diyanet varken, bu kadar medrese, ilahiyatlar, imam hatipler varken, bu kadar tarikat, cemaat varken, bu sapkın fikirler nasıl bu kadar yayılabildi?
~Medreselerin kendi duvarları arasında kalıp halkla ve özellikle de gençlerle çok alaka kuramadıklarını düşünüyorum. İlahiyata gelince, akademik camia sempozyumlarla yine kendi dünyalarında bilinir haldeler. Dışarıya hitap edebilecek, halkın seviyesine inebilecek kabiliyette olan akademisyen sayısı az. Mesela bir akademisyeni camide vaaz etmek için çıkardığınızda konuştuğundan cemaat bir şey anlamayabiliyor. Neden? Çünkü o akademisyen. Nadirdir halkın seviyesine inebilen. Diyanet, halka hitap eden bir konumdadır. Diyanetin bu noktada çabaları da çoktur, takdir edilir. Özellikle de gençlere yönelik gayretleri vardır. Her cami imamına on genci zimmetledi Diyanet bundan kaç yıl önce başlattığı bir projede. Bir tarikat mensubu zaten kendi gibi düşünenlerle beraber. Gidiyor, mürşidini ziyaret ediyor, geri geliyor. Ancak gençlerin mürşidi günümüzde ne yazık ki sosyal medya olmuş. Yani meramımı şöyle ifade edeyim ben, medrese ehli medresede toplanıyor, tekke ehli tekkede toplanıyor. Diyanet ehli camide toplanıyor. Akademisyenler sempozyumda toplanıyorlar ancak gençler bunların hiçbirinde toplanmıyor. Gençlerin hepsi telefonu açtı mı oradaki sosyal medya videolarından en çok izlenen hangisiyse onunla göz göze geliyor. Bu yüzden de bizim onlar nereden zehirlendiyse oradan başlayarak temizlememiz lazım. Şahsen diyebilirim ki medreseden yetkin bir hoca efendi, ilahiyattan yetkin bir hoca efendi işte tekkeden, zaviyeden, Diyanetten… Bunların sosyal mecrayı kesinlikle ihmal etmemeleri icap ediyor. Ve şimdi yaş aralığı fazla olduğu zaman bu bir dezavantaj olabiliyor, Elli elli beş yaşında çok iyi bir vaizimiz olabilir ama genç bir arkadaş ondan ziyade kendi yaşıtlarını görmek istiyor. Nereden düşüldüyse oradan kalkılması taraftarıyım. Sosyal medyayı iyi bilmek, orayı iyice yönetmek gerekir. Çünkü gençler kitap da okumuyorlar, kitap tavsiyesinde bulunsak da okuyan nadir çıkar. Onlar yine sosyal medya üzerinden etkileniyorlar. Bir video izlerken bile 30 saniyeyi geçti mi kaydırıyorlar (başka videolara geçiyorlar) zaten. Dolayısıyla 30 saniyelik videolarla ve vurucu cümlelerle ve belki eğlenceli hale getirmek suretiyle gençleri oraya çekmek gerekir.
Bir şey daha ilave edeyim. Bazen birileri bir şey söylüyor, ona reddiye tarzında cevaplar veriliyor. Bu aslında güzel bir şey, reddiye geleneğimiz var, her asrın reddiyesi de kendince olur. Ancak reddiye yapmaktan çok, “doğrusu nedir” onu söylemek daha doğru olur. Çünkü zaten oradaki hoca efendiye güven varsa doğrusunu söyledi mi onun peşinden gidilecektir.
~Reddiye yaptığınız zaman gündemi karşı tarafın belirlemesine izin vermiş oluyorsunuz.
~Aynen öyle.
~Yani konuyu, gündemi sizin belirlemeniz gerekir aslında.
~Cevap yetiştirme telaşında olunuyor.
~Hep sıkıntılı şeyleri onlar gündem ediyorlar. Yani şimdi on tane reddiye yaptınız. Aslında on tane İslam düşmanının eşelediği mevzudan bahsetmiş oluyorsunuz.
~Ve o İslam düşmanlarını da ikna etmiyoruz. Reddiye yaptığımız zaman siz bir yerden “tamam” deseniz, düzeltmiş olsa, herkes “ha böyleymiş” dese bile onlar bir başka meseleyi gündeme getirecekler.
~Allah razı olsun hocam, çok teşekkür ederiz.
~Cümlemizden inşallah.