Öncüler
Dört Hak Mezhep İmamlarından Ahmed B. Hanbel -rahmetullahi Aleyh-
İslam alimlerinin büyüklerinden biri de Ahmed b. Hanbel’dir (rah.). 164/780 yılında Bağdat’ta dünyaya gelmiştir. Soyu dedelerinden Nizâr b. Meâd ile Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) nesebiyle birleşir. Dört hak mezhepten biri olan Hanbelî mezhebinin kurucusudur. Yüzlerce hocadan ders almıştır. Bunlar arasında dört mezhep imamlarından İmam Şâfiî (rah.) de yer almaktadır. İlim öğrenmek için yıllarca diyar diyar gezmiştir. Kırk yaşına kadar talebelik yapmıştır. Daha sonra hadis okutmaya başlamıştır.
“Ahmed (b. Hanbel) körüğe (ateş kadar dehşetli imtihana) konuldu, kırmızı altın olarak çıktı.” Bişr-i Hâfî kuddise sırruhu
İslam alimlerinin büyüklerinden biri de Ahmed b. Hanbel’dir (rah.). 164/780 yılında Bağdat’ta dünyaya gelmiştir. Soyu dedelerinden Nizâr b. Meâd ile Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) nesebiyle birleşir. Dört hak mezhepten biri olan Hanbelî mezhebinin kurucusudur. Yüzlerce hocadan ders almıştır. Bunlar arasında dört mezhep imamlarından İmam Şâfiî (rah.) de yer almaktadır. İlim öğrenmek için yıllarca diyar diyar gezmiştir. Kırk yaşına kadar talebelik yapmıştır. Daha sonra hadis okutmaya başlamıştır. İmam Buhârî, İmam Müslim, İmam Ebû Dâvûd, İmam Tirmizî, İmam Nesâî (rah.) gibi en meşhur hadis alimleri onun talebeleri arasındadır. Hayatı birçok haksızlığa uğrayarak geçmiştir. Ama buna rağmen sabredenlerden olmuştur ve hak davasını sürdürmeye devam etmiştir. Vefat edeceğini anlayınca yanında sakladığı Efendimiz’in (s.a.v) üç adet saç telinden ikisinin göz kapaklarının üstüne birinin de dilinin üstüne konularak defnedilmesini vasiyet etmiştir. 241/855 yılında Bağdat’ta dar-ı bekaya irtihal etmiştir.
Hak bildiği yoldan asla şaşmadı
Şimdi olduğu gibi o dönemlerde de itikadi sapkınlıklar vardı. Hatta denilebilir ki günümüze ait bazı sapkın fikirlerin temelleri yeni yeni atılmaya başlanmıştı. Bazıları Yüce Rabbimiz’in ezelî kelamı olan Kur’an-ı Kerim’in haşa mahluk yani yaratılmış olduğunu savunuyorlardı. Tarihe adı “mihne olayları” diye geçen bu hadisede bidatçılar Allah Teâlâ’nın ezelî kelam sıfatını inkâr ediyorlardı. Oysaki Ehl-i sünnet itikadına göre Allah Teâlâ ezelî ve ebedî olduğu gibi O’nun kelam sıfatı da dahil tüm sıfatları kadimdir. Ancak maalesef sapkın görüşlüler dönemin Abbasi halifesi Me’mun’u da kendi taraflarına çekmeyi başarmışlardı. Bu sebeple halife emriyle bu sapkın görüşü kabul etmeyen ve buna karşı çıkan alimler hapse atılıyor, işkenceye tabi tutuluyordu. Ahmed b. Hanbel (rah.) de bundan nasibini aldı. Zincirlere vuruldu. Türlü işkencelere maruz kaldı. Ama ne olursa olsun tüm bunlar onu Ehl-i sünnet yolundan bir adım bile çevirmedi. Bişr-i Hâfî (k.s) onun mihne olaylarındaki durumunu şöyle izah etmiştir: “Ahmed (b. Hanbel) körüğe (ateş kadar dehşetli imtihana) konuldu, kırmızı altın olarak çıktı.”
Bilmek yetmez
İlim aynı zamanda beraberinde büyük bir mesuliyet de getirir. Kişinin hayrına vesile olabileceği gibi hüsranına da sebep olabilir. Bilen ve amel etmeyen kişinin vebali bilmeyene nispetle daha büyüktür. Bilerek suç işleyenle bilmeden suç işleyen kişinin cezası aynı olur mu hiç! Ahmed b. Hanbel (rah.), “Nasıl ki mal artınca zekât artar; aynı şekilde kişinin de hadis öğrendiği ölçüde amelinin artması gerekir” diyerek hadis ilmi üzerinden bu duruma işaret etmiş ve ilimle amel etmenin gerekliliğine vurgu yapmıştır. Bununla beraber yine ilim ehli mütevazı ve merhametli olmalıdır. Aksi durumda yine ilim o kişinin helakına sebep olur. Bu durumun farkında olan Ahmed b. Hanbel (rah.) son derece mütevazı bir zattı. Mezhep imamlarından biri olacak kadar ilmi olmasına rağmen kendi takva ve ahlakıyla asla övünmez, başka takvalı ve zahit kimselerin faziletlerini zikrederdi ve “Onlar nerede, biz nerede…” diye gerçek manada hayıflanırdı. Onunla elli yıl bir arada bulunan Yahya b. Maîn (rah.) onu bir kez olsun takvasıyla övünürken görmediğini söylemiştir.
“Nasıl ki mal artınca zekât artar; aynı şekilde kişinin de hadis öğrendiği ölçüde amelinin artması gerekir” Ahmed b. Hanbel rahmetullahi aleyh
Gerçek alimlerdendi
Ahmed b. Hanbel (rah.) ilim ehlinin seçkinlerinden biri olması yanında son derece zahit bir zattı. İlimle iştigal etmesi yanında nafile namazlarına, Kur’an-ı Kerim okumaya, oruç tutmaya son derece önem verirdi. Şartların değişmesi onu bu konularda zayıflamaya sevk etmezdi. Onun bulunduğu meclislerin ahiret meclisi olduğu ve dünya namına hiçbir şeyin konuşulmadığı nakledilir.
Yine o, son derece kanaatkâr ve sade yaşam süren biriydi. Yiyip içecek bir şey bulamadığı zaman buna hiç üzülmeyip aksine sevindiği, ekmek kırıntılarının üzerine tuz döküp yediği rivayet edilmiştir. Yine pahalı yiyeceklere ilişmediği, eğer ikram edilirse ya az yediği ya da hiç yemediği belirtilmiştir. Onun zühd anlayışını, haramı tarif ettiği şu ifade üzerinden daha iyi anlayabiliriz: “Haram olan şeyleri terk etmek avamın, helalin fazlasını terk etmek havassın, insanı Hak’tan alıkoyan her şeyi terk etmek ariflerin zühdüdür.”
Rabbim makamını ali eylesin.