Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Doç. Dr. Fatih Çollak: Kur’an-ı Kerim Manevi Dünyamızı Kendine Getirir

Her müslüman namazını sahih kılacak kadar Kur’an’dan birkaç ayet, birkaç kısa sure öğrenmekten, doğru okumaktan mesuldür.

Doç. Dr. Fatih Çollak

1954 senesinde Erzurum’da doğdu. 6 yaşında Kur’an öğrenimine başladı. Dokuz yaşında hafızlığını tamamladı. Kıraat ilminde ilerlemek gayesiyle amcasıyla birlikte İstanbul’a geldi. Bayezid Camii’nde Reisü’l-Kurra Hafız Abdurrahman Gürses Hocaefendi’nin talebesi oldu. 1988 yılında Bayezid Camii’indeki merasimle kendisinden icazetname aldı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tefsir dalında doktora yaptı. Uzun yıllardır çeşitli mecralarda resmî ve ve özel derslerle Kur’an-ı Kerim’e hizmet eden Fatih Çollak Hoca, şu an 29 Mayıs Üniversitesinde öğretim üyesidir.


~Hocam, ramazan ayına neden Kur’an-ı Kerim ayı diyoruz?

~Rabbimiz yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in mübarek Kadir gecesinde indirildiğini açıkça bildirmiştir. Biz Kur’an’ın, ramazan-ı şerif ayında, Kadir gecesinde indiğini yine Kur’an’ın verdiği bilgilere göre kesin olarak öğrenmiş oluyoruz. Şimdi ramazan özel bir ibadetin ayıdır. O ibadet, bilindiği üzere oruçtur. Allahualem, Kur’an ayı ramazan-ı şerifte müslümanlar Rabbimin ikram ve ihsanıyla böyle Kur’an gibi bir nimete mazhar oldukları için, onun minnettarlığı babında, oruç ibadetiyle teşekkür etmiş oluyorlar. Yani Kur’an nimetine oruçla şükretmek… Her zaman alıştığımız usul dışında yememizden, içmemizden, birtakım ihtiyaçlarımızdan öz irademizle uzak kalmak, bedenî tarafımızı zayıflatıp, maneviyatımızı yükseltmek, irademizi güçlendirmek ve bu hal üzere okuyarak, okutarak, anlayıp anlatarak İlahi Kelam ile muhatap olmak bu minnettarlığa son derece uygun düşer.

Oruç ayı dedik, ramazan ayı Kur’an ayı, bunu anladık. Şimdi Kur’an’ın beşer tarafından ilk muhatabı Resulullah’tır (s.a.v). Melekler tarafından ilk muhatabı ise Cebrail’dir (a.s) ve onun asıl sahibi, yüce kelamın sahibi ve ilk muallimi ise Rabbülâlemîn, Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleridir. Allah Kur’an’ı öğretmiştir. Bunu Rahman suresinden öğreniyoruz. Allah Teâlâ Kur’an’ı Cebrail’e (a.s), o da Peygamberimiz’e (s.a.v) öğretmiştir, Bunu da Necm suresinde görüyoruz. Ve Peygamberimiz (s.a.v) de “Ben muallim olarak gönderildim” (İbn Mâce, Sünnet, 1) buyurmuş ve en yakın arkadaşlarına İlahi Kelam’ı yirmi üç sene okutarak muallimlik yapmıştır. İşte biz bu ayla ilk ayetleri bu ayın içindeki Kadir gecesinde inen Kur’an-ı Kerim’i ramazan-ı şerif ile bütünleşmiş görüyoruz.

Kur’an, Alak suresinin ilk ayetleriyle Resulullah’a (s.a.v) Cenab-ı Hakk’ın emri, Cebrail’in vasıtası ile Hira mağarasında, Mekke-i Mükerreme’de, ramazan ayında inmeye başlamıştır. Ve ardından yirmi üç yıla yakın bir dönem içinde, çeşitli aylarda, çeşitli günlerde, çeşitli mevsimlerde ve ortamlarda inmeye devam etmiştir. Ve ramazan, Kur’an eğitimindeki ilişkiyi de yansıtır. Cebrail (a.s) ile Hz. Peygamber (s.a.v) yıl içinde inen tüm ayetleri ramazan ayında mukabele etmiştir. Ramazanın Kur’an’la böyle bir ciddi ilişkisi de vardır. Yani bir yıl boyunca inen ayetlerin tamamı Cebrail (a.s) ile Hz. Peygamber (s.a.v) arasında okunmuş, dinlenmiş, mukabele edilmiştir. Bu bize Kur’an’ın her dönem ve her iklimde okunması, okutulması ama özellikle insanlığa indiği döneme, o aya ve geceye hürmeten ramazan ayında daha ayrı bir anlam ile okunması, okutulması mesajını verir. Dolayısıyla ramazan-ı şerif denildiği zaman dünyadaki tüm müslümanların aklına evvela oruç ve Kur’an gelir.

Her müslümanın dünyasında yer etmiş bir değer var; ramazan-ı şerif geldiği zaman evlerde, camilerde topluca indirilen hatm-i şerifler öteden beri olagelmiş ve inşallah kıyamete kadar da bu güzel Kur’an geleneğimiz devam edecek.

~Ramazan-ı şerifi Kur’an-ı Kerim’le nasıl değerlendirebiliriz?

~Başta ifade ettiğimiz gibi Kur’an nimet, oruç teşekkürdür. Millet olarak bizde de ramazan-ı şerife gerçekten farklı bir anlam yüklenmiştir. Her müslümanın dünyasında yer etmiş bir değer var; ramazan-ı şerif geldiği zaman evlerde, camilerde topluca indirilen hatm-i şerifler öteden beri olagelmiş ve inşallah kıyamete kadar da bu güzel Kur’an geleneğimiz devam edecek. Yani Cebrail (a.s) ile Allah Resulü (s.a.v) arasındaki o mülakat ve karşılıklı okuma usulünü bugün de Anadolu’da mukabele adıyla yaşatıyoruz.

Ramazan-ı şerif oruç ile bedenimizi sağlığına kavuşturduğu gibi Kur’an ile dünyamızı, manevi dünyamızı kendine getirir, ona ruh verir, ona mana verir. Tabii müslümanların Kur’an ve ramazan ile ilişkisinde üç aşama vardır. Bir, okumak ve dinlemek ki bunlar ibadettir. İki, anlamak ve anlatmak ki bunlar da ibadettir. Ancak bu iki aşama, asıl hedefe götüren basamaklardır. Üçüncü aşama yani asıl hedef Kur’an’ın kendisini, Kur’an’ın sayfalarını, Kur’an’ın ayetlerini yaşamaktır, özdeşleştirmek, özümüzle bir tutmaktır. Ne demek bu? Ben bu sayfalar, bu satırlar arasında neredeyim, ne yapıyorum? Kur’an’ın gel dediği yere gidiyor muyum? Çık dediği yerden çıkabiliyor muyum? Kur’an’ın sakın dediği şeyden ne kadar sakınıyorum? Bu gibi sorular kişiyi iç muhasebeye davet eder. Oruç bedenimizin iç muhasebesidir, Kur’an ruh dünyamızın iç muhasebesidir. Onun için bu gelenek özellikle ülkemizde, yani mukabele geleneği müslümanların dünyasında çok özel bir anlam taşımaktadır. Camilerde ramazan ayında gündüzleri mukabeleler ve oruç ibadeti, geceleri teravihler, teheccüdler vb. ibadetlerle o ayın bereketinden faydalanmak üzere gayret etmeye çalışıyoruz ve Rabbimize dua ediyoruz. Ramazan-ı şerifi anlamak, onu değerlendirmek istiyoruz. “Ramazan neden önemli, Kur’an ile ilişkisi ne, ben bu ilişkide neredeyim” sorularını sorup ramazan-ı şerifte kendimizi kıvama getirmek, halimize çeki düzen vermek, bu fırsatı kaçırmamak lazım. Allah’a hamd olsun bu ramazana erdik. Bir dahaki ramazana? Allah Teâlâ bilir. Ömür nedir bilemiyoruz. Bu şekilde ramazan-ı şerifi değerlendirmek gerekir. Kur’an-ı Kerim ramazanda inmeye başlayan ve bütün zamanlara seslenen bir nimet. Bu ilahi nimete, gökten gelen bu nimete yerden bir teşekkür de oruçtur, ramazan-ı şerifteki özel ibadetlerdir.

~Bir de Kur’an’ı Kerim okumanın, Kur’an’ı Kerim hizmetlerinin, Kur’an’ı Kerim ile meşgul olmanın insana katkısına değinir misiniz?

~Kur’an ile meşguliyet her müminin öncelikli vazifesidir. Fakat müminler bu meşguliyet hususunda iki kısma ayrılır. Evvela bir müslüman namaz kılacaktır. Namazdaki kıraat bir rükündür. Kıraatte ise yalnız Kur’an ayetleri okunur. Dolayısıyla namaz kılan bir mümin, Kur’an’dan müstağni kalamaz. Yani “bunu ben değil başkaları okusun, vekâlet vereyim okusunlar, yerime kılsınlar” diyemez. Dolayısıyla her müslüman namazını sahih kılacak kadar Kur’an’dan birkaç ayet, birkaç kısa sure öğrenmekten, doğru okumaktan mesuldür. Kur’an-ı Kerim’in tamamını öğrenmek, hafızlığını yapmak, ilmini öğrenmek, araştırmasını yapmak ise başka bir grubun işidir. Yani bu ilim ehlinin işidir. Dolayısıyla müslümanın, Kur’an’la ilişkisi okuyarak, okutarak, öğrenerek, öğreterek sürekliliğini devam ettirir. Kısaca ilim ehlinin bilmesi gereken, ulemanın meşguliyeti olan Kur’an’ın hakikatleridir. Halkımızın, müslüman kardeşlerimizin ise namazını sağlıklı kılacak şekilde ayetlerden birkaç demet bilmesi gerekir.

Müslüman daima Kur’an ile az ya da çok münasebet içerisindedir. Dolayısıyla kendine has kıraat tarzı olan, kıraat ölçüleri, kıraat kuralları olan Kur’an-ı Kerim böyle sıradan Arapça bir metin, bir kitap gibi okunmaz, okutulmaz. Bunun için ulemanın usulleri vardır, müesseseler vardır, talebeler, hocalar, onların eserleri vardır. On dört asırdır kuşak kuşak, dönem dönem Allah’ın kelamını öğretme ve onu öğrenme yolunda müslümanların son derece önemli faaliyetleri olmuştur. Çünkü İlahi Kelam bizim hayatımıza yöneliktir. Yani okumayıp bir tarafa kaldırmak, bir köşeye bırakmak, bu şekilde hayatımızı yaşamak, sadece bayramdan bayrama, ramazandan ramazana elimize alıp okumak değil, her anlamda hayatımızın içinde olması gerektiği için Kur’an-ı Kerim eğitimi müslümanın hayatında olmazsa olmaz. “Ben müslümanım, müslümanca duruşum var” diyen bir insanın, bu hakikatten uzak durmaması gerekir.

~Allah razı olsun hocam.