Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

İnsanların çoğu zamana, modaya, toplumda ne geçerli ise ona uyar giderler. Hakk’a yön çevirmek her toplumda, her zaman kahramanlık gerektirir.

Son asırdır değişmeyen âdetimiz: Kabahatimizi, eksiğimizi, yanlışımızı başkalarına ve başka şeylere yüklemek... Son zamanlarda bunlara bir de “bu devir, bu zaman, modernite bize bunu yaptı” türünden bahaneler eklendi.

Oysa zamanda, devirde suç aranmaz. Çünkü zamanı, asrı, devri yaratan Rabbimizdir. Her devrin kendine özgü nimetleri ve çileleri vardır. Allah Teâlâ bir devirde hangi imtihanları vermiş ise onlara karşı nimetlerini de vermiştir.

Hangi devirde, hangi zamanda olursa olsun kul, yüzü daima Hakk’ın rızasına dönük insan demektir. Fakat insanların çoğu zamana, modaya, toplumda ne geçerli ise ona uyar giderler. Hakk’a yön çevirmek her toplumda, her zaman kahramanlık gerektirir. Onun için hakiki mümin kahramandır. Yanlışları doğru kabul eden, nefsinin peşinden koşan, kalıptan kalıba giren toplumların içinde, onlara uymadan Hakk’ı tercih eder. O’nun muradına uymaya gayret eder. O’nun istediği kul olmaya çabalar. Bu yolda düşer, kalkar, yine yolunu tutturur. Çünkü güzele talip olan, güzeli mutlaka bulacaktır. Kalbini Hakk’ın nuruna açan mutlaka aydınlanacaktır. Bu Rabbimizin vaadidir. O, sözünden asla dönmez.

Sabır ve sebat

Zamana, devre kabahat bulmak ayrı, zamanın ve devrin gerçeklerini bilerek doğruluktan şaşmamak ayrı şeydir. Sabır ve sebat doğru insanların işidir. Yoksa insan neden içinde yaşadığı memleketteki veya dünyadaki çoğunluktan ayrılsın ki? İnsanlar asırlarca bu şekilde ortama uyarak batıl işlerin ve inançların peşinden gitmediler mi? Cahiliye devrinde zamana uyup kız bebeklerini canlı canlı toprağa gömmediler mi? Putlar yapıp onlara tapmadılar mı? Zamana uyup zalim insanları büyük olarak kabul etmediler mi? Sadece deri rengine bakarak milyonlarca insanı öldürmediler mi, köle etmediler mi? Kısacası, kalabalığa uymak kolaydır. Asıl mesele herkese, her şeye, bütün olumsuz şartlara rağmen ortama uymamaktır. Hak yolda diretmektir, ayağı kaymamaktır. Bu ise sabır gerektirir.

Şikâyet değil hareket etmeli

İnsanlığın başından beri iyi kullar da sorunlu toplumlarda, sorunlu devirlerde, sorunlu hayatlar içinde yaşadılar. Fakat asla şevkleri kırılmadı. Çünkü her gün “Bugün yapacak işlerimiz var” diyerek uyandılar. “Birileri gelsin hayırlı işleri yapsın” diye beklemediler. Onlar hayırlı işlerde binbir çile ile gayret ettiler. Şer niyetliler bu insanlara türlü sıkıntılar verdiler. İşlerini ellerinden aldılar, sürgün ettiler, hatta onları öldürdüler. Ama o iyi kullar asla yollarından dönmediler. Memleketimizde de nice zulüm dolu devirler yaşadık. Gün geldi Kur’an-ı Kerim’i yasakladılar. Dinsizlik propagandası yaptılar. Peki o karanlık günlerde Hak ehli ne yaptı? Onlar işlerine devam etti. Hatta gayretlerini ikiye katladılar. İlimden, irfandan, doğru işler yapmaktan, insanlara hakkı öğretmekten bir an bile geri durmadılar. Kendilerini asla nadasa bırakmadılar. Çünkü kulun nadası olmaz.

Biz de sürekli zamandan, devirden şikâyeti bırakalım. Biz bu devirde yaratıldık ise bu devir bizim için en hayırlı devirdir. Her sabah büyük bir şevkle uyanalım. Çünkü her gün Rabbimizin bize verdiği bir nimettir. Bir kendini kurtarma fırsatıdır. Ne ile kurtulur insan? Niyet, ilim, amel, ihsan ile... Bizim hayırlı işleri yapma görevimiz var. Bu iş son nefesimize kadar bitmez. Her sabah işte bu aşkla işe koyulalım. İnsanı diri tutan bu aşktır. Şartlar ne olursa olsun Rabbimizin rızası için yapmamız gereken çok şey olduğunu, bu hususta çok gerilerde kaldığımızı unutmayalım. Bize verilen sonsuz nimetleri hâlâ Hak yoluna tam seferber edemediğimizi bilelim. Önümüze bakalım. Dedikoduyla, boş insanlar ve boş laflarla kısa ömrümüzü harcayarak sermayemizi çarçur etmeyelim. Öyle ki mahşerde de alnı ak olalım.

Aşk, şevk, meşk

İnsanı insan eden aşktır. İmanın bize verdiği muhabbet sermayesini güzel kullanalım. Herkeste, her şeyde sevilecek şeyi görelim ki biz de sevilir hale gelelim. Hem Hak tarafından, hem de halk tarafından. Ama unutmayalım. Her işte Hakk’ın rızası esastır. Muhabbette de öyledir. Hak neyi, kimi seviyorsa onları sevmek lazım. Hak bizi sevince halka da sevdirir. Ama her zaman halkın sevdiği illa Hakk’ın sevdiği değildir. O yüzden ölçüyü şaşırmayalım. Bizim yolumuz da yönümüz de ölçümüz de Hak Teâlâ’dır. O’nun kelamı, Resulü (s.a.v), ashab-ı kiram (r.anhüm) ve o yıldızların izinden giden gerçek Peygamber vârisi olan alimler ve ariflerdir.

Meşhur bir söz vardır: “Aşk olmadan meşk olmaz.” Ben bu sözün arasına “şevk”i ekledim. Söz şöyle oldu: “Aşk olmadan şevk olmaz. Şevk olmadan meşk olmaz.” Her işte bu böyledir. Çünkü insanı meşke, yani iş yapmaya götüren şey şevktir. O şevk de aşktan doğar. Şevk, insanı harekete geçiren enerjidir. Enerji harekettir, iştir, adım atmaktır, ilerlemektir. Bu enerji insanı her şartta, her olumsuz durumda devrin ve toplumun girdabına düşmekten alıkoyar.

O halde şevkimizi kırmayalım, kırılmasına izin vermeyelim. Her gün kendimizdeki eksikleri gidermeye bakalım. İnanın çok kısa sürede büyük mesafe alırız. Salih amellerimiz çoğalır. Ahlakımız güzelleşir. Böylece Rabbimizin lütfuyla hem dünyada hem de ahirette kara yüzlü olmaktan kurtuluruz.