Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

“Nakşibendilik Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyeye uygun yaşamak, bidatleri terk etmek, kalbi günahlardan arındırmak, metanetli bir şekilde Allah’ı zikreder duruma gelmek ve samimiyetle Allah Teâlâ’ya yönelmektir.” Gavs-ı Kasrevî kuddise sırruhu

Bidat, müberra dinimiz İslam’ın kaynaklarında hiçbir yeri olmayan, sonradan ortaya çıkarılmış ve İslam’ın vecibelerindenmiş gibi gösterilmeye çalışılan şeylerdir.

Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de beyan edildiği üzere dinimiz İslam, Fahr-i Âlem (s.a.v) hayattayken kemale ermiştir. Dolayısıyla ondan sonra dinde ihdas edilen her şey bidat mefhumuna girer.

Alimlerimiz bidati iki şekilde tarif etmişlerdir. Bazıları bidati dar manada değerlendirerek “Hz. Peygamber’den (s.a.v) sonra ortaya çıkan, din ile alakalı olup bir ilave veya eksiltme mahiyetinde olan şeydir” demişlerdir. Buna göre her bidat kötüdür ve dini bozacağı için onunla mücadele edilmelidir. Bu tarifte herhangi bir âdet, alet ve davranışın bidat olabilmesi için dine katılması, iman ve ibadet manzumesine dahil bulunması gerekir. Misal olarak bir kişinin her gün belli hareketler yapması caizdir. Bu, Fahr-i Âlem (s.a.v) zamanında yapılmamış olsa dahi bidat değildir. Ancak aynı hareketler ibadet olsun diye yapılır veya ibadet sayılmak istenirse bidat olur ve caiz olmaktan çıkar. Zira dinimizde ibadetlerin şekli ve zamanı Cenab-ı Hak ve Resulü (s.a.v) tarafından açıklanmış, bildirilmiştir. Hiç kimsenin bunları değiştirme, artırma ve eksiltme yetkisi yoktur.

Diğer zümreye göre bidat “Hz. Peygamber’den (s.a.v) sonra icat edilen, ortaya çıkan, âdet haline gelen her şey”dir. Bu tarif çok geniş olduğu için bidati kötü ve iyi olarak iki kısma ayırmışlardır. Bu tarife göre Resulullah’ın (s.a.v) ahirete irtihalinden sonra ortaya çıkan her şey bidattir. Ancak her bidat dalalet olmadığı gibi günah ve kötü de değildir. Kötü (seyyie) ve iyi (hasene) bidatler vardır.

Bunlardan birincisi (seyyie), caiz olmadığı ve delile dayanmadığı halde dinde ilave veya eksiltme ifade eden bidatlerdir. İkincisi, sonradan ortaya çıkmakla beraber caiz olduğuna delili bulunan bidatlerdir. Mesela Kur’an-ı Kerim’i bir Mushaf içinde toplamak, hadis kitaplarını yazmak sonradan olmuş şeylerdir. Bunlar bidat-i hasenedir. Caiz olduğuna dair deliller vardır.

Dünya cihetiyle düşünülürse yeme içmeden tutun da uykuya, yolculuğa varana dek birçok yenilik ortaya çıkmıştır. Mesela yemekte çatal kaşık kullanmak, yolculuğu otomobil, uçakla yapmak gibi... Bütün bunlar dünya hayatıyla alakalı mübah olan bidatlerdir.

Hülasa mücella dinimiz İslam’ın itikat ve ibadet alanında Fahr-i Âlem (s.a.v) ile ashab-ı kiramdan nakledilenlerin dışında kalan ve Ehl-i sünnet’in mütehassıs alimlerince zaruri görülmeyen her yenilik maksatlı bir şekilde gayrimeşrudur, bidattir. İbadetlerle alakalı olmadığı halde kendisine ibadet hükmü verilen her âdet de böyledir. Bunların dışında kalan yenilikler meşrudur.

Asrımızdaki en büyük tehlike sünnetsiz, mezhepsiz ve tasavvufsuz bir din anlayışını yerleştirmeye çalışan bidatçi güruhtur. Bunlar Kur’an-ı Kerim’den başka bir kaynak kabul etmediklerini iddia ederek, ayet-i celileleri istedikleri gibi manalandırmakta, böylece yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’i tahrif etmeye çalışmaktadırlar.

Müsteşrik dediğimiz, İslam hakkında araştırmalar yaparak yıkıcı fikirler üreten gayrimüslimlerin etkisinde kalan bu akım, iddialarını hayata geçirmek için her türlü imkânı kullanarak çeşitli maskeler ardında faaliyet yürütmektedir.

Müminlerin maneviyatını tahrip eden bu hastalıklı ruh, Rabbimizin kitabında ve Fahr-i Âlem’in (s.a.v) sünnet-i seniyyesinde şiddetle reddedilmiş, bu konuda müminler uyarılmıştır.

Tarih boyunca rabbani alimler, Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyeye olan müstesna bağlılıkları sebebiyle bidatlerle mücadele etmişlerdir. Rabbimizin izniyle bu tavizsiz duruşlarıyla kıyamete kadar sünneti muhafaza edecek ve bidatlardan sakındıracaklardır inşallah.

Sadat-ı kiramdan Ahmed el-Haznevî (k.s) bu konuda şöyle buyurmuştur: “Bu yolun en önemli özelliği sünnet üzere kurulmuş olmasıdır. Bu yolda bidatlerden kaçmak hatta evla denilen görüşlerin dışındaki zayıf sözlerden bile uzaklaşmak şarttır.”

Gavs-ı Hizânî Sıbgatullah Arvasî (k.s) şöyle buyurmuştur. “Bidatlerin hepsi karanlıktır. Onlarda kesinlikle güzellik yoktur. Kâmil evliyanın himmeti sadece kendi müntesiplerine değildir. Bidate girmedikleri müddetçe bütün silsile mensupları o kâmil veliden istifade ederler. Bidate giren müride şeyhinin istimdadı kesildiği gibi kâmil evliyanın da istimdadı kesilir. O zaman mürid nefsiyle baş başa kalır.”

Rabbimiz bizi bidatlerden sakınan, rabbani alimlerin yollarından ayırmasın.

Razı olduğu kullarından olmak temennisiyle Rabbime emanet olunuz…