Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Baş Tacımız Kur’an-ı Kerim

“Kur’an-ı Kerim tilavetinden hasıl olan sevap ve semereleri tafsilatlı olarak anlatmak mümkün değildir. Çoğu zaman bu tilavet, tilavet edeni hiç kimsenin ulaşamayacağı yüksek makamlara çıkarır.” İmâm-ı Rabbânî kuddise sırruhu

Bir kelam hayatı değiştirmeye yeter. İnsanı eşref-i mahlukat mertebesine, kerem sahibinin lütfuyla kul olma derecesine yükseltir. Bu öyle bir kelamdır ki tüm çağlara rehber olan, bütün karanlıkları nura dönüştüren bir güce sahiptir. Dünya ve ahiret saadetinin yegâne ölçüsüdür. Tüm kâinata rahmet ve hidayettir. Âlemlere rahmet olarak gönderilenin (s.a.v) dilinde ve hayatında vücut bulmuştur. Sevgili’nin (s.a.v) hayatıyla bütünleşerek âlemlere bir kez daha rahmet olmuştur.

Göklere, yerlere ve dağlara teklif edilen ancak onların bu sorumluluktan kaçındığı emanetin ağır yükünü taşıyacak bir kıvama ulaştırır insanı bu yüce kelam. Mevla Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün.” (Haşr, 21) Üzerine indirilseydi dağları parça parça edecek olan Kelamullah, Hz. Peygamber’e (s.a.v) Cebrail (a.s) vasıtasıyla indirildi. Allah Resulü (s.a.v), Allah Teâlâ’nın buyruğuna iman etti. Okudu, anladı, yaşadı. Tüm insanlara ilahi buyrukları ulaştırdı. Kendisinden sonra gökteki yıldızlar misali, insanlığa rehber olacak sahabi efendilerimizi yetiştirerek bir kez daha kâinatı rahmet damlalarıyla buluşturdu.

“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hûd, 112) istikametinden ayrılmamak, sırat-ı müstakim üzere dosdoğru yol almak için Kur’an-ı Kerim’in nuru ve sünnet-i seniyyenin rehberliğine her daim muhtacız.

Böylece cahiliyeyi asr-ı saadete çeviren “Yaratan rabbinin adıyla oku” (Alak, 1) emri ile insan, zaman ve mekân İslam oldu. Kıyamete kadar insanların yolunu aydınlatacak feyz-i ilahinin, kalıcı olması ve hayata güçlü olarak yansıması için ilahi vahiy yirmi üç yıllık bir zaman dilimine yayıldı. Bu da Allah Teâlâ’nın insan için bir başka rahmet tecellisiydi.

Öyle bir kelam ki, dostlarını ve kendisine uyanları her daim hakka, hakikate ve doğruya ulaştırır. Allah Resulü (s.a.v) şöyle vasiyet etti ümmetine: “Ey müminler! Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar, Allah’ın kitabı ve peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta, Kader, 3)

Kulluk yolunun birbirinden ayrılmaz iki temel düsturudur bu iki emanet. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hûd, 112) istikametinden ayrılmamak, hak ve adalet ölçüsünden sapmamak, sırat-ı müstakim üzere dosdoğru yol almak için Kur’an-ı Kerim’in nuru ve sünnet-i seniyyenin rehberliğine her daim muhtacız.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim

Kur’an sözlükte “okumak, okunan şey, bir araya toplamak” gibi anlamlara gelir. Istılah manasından da hareketle Kur’an-ı Kerim için şu özellikler sıralanabilir:

•Kur’an-ı Kerim, tek seferde toptan indirilen bir kitap değildir. Peyderpey inen ayet-i kerimelerin nüzulü yirmi üç yıllık bir zaman diliminde tamamlanmıştır.

•Her devirde yalan üzere ittifak etmeleri mümkün olmayan seçkin bir topluluk tarafından en sağlam şekilde, nesilden nesile tevatüren aktarılmıştır.

•Mushaflara yazılıp çoğaltılmış, başkalarının benzerini getirmekten aciz kaldığı, dili Arapça olan muciz bir kelamdır.

•Ezberlenen, kendisiyle ibadet edildiği gibi okunması da ibadet olup sevap kazandıran, Fâtiha suresi ile başlayıp Nâs suresi ile biten Kelamullahtır.

•114 sure ve 6.236 ayetten müteşekkildir.

•Kaynaklarda Kur’an-ı Kerim’in ayetlerde geçen elli beşten fazla isim ve sıfatının olduğu belirtilmektedir.

“Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün.” (Haşr, 21)

Kur’an-ı Kerim’i en güzel Kur’an-ı Kerim anlatır

Kur’an-ı Kerim’in tanımını ve nasıl bir kitap olduğunu en iyi şekilde yine Kur’an-ı Kerim’den öğreniriz. Ayet-i kerimelerde ifade edildiği üzere Kur’an-ı Kerim, en doğru yola ileten bir nur ve rehber, kalpleri dirilten bir vahiy, bütün insanlığa hitap eden bir açıklama, takva sahipleri için hidayet ve bir öğüt, asla zarara uğramayacak bir kazanç, Allah Teâlâ’dan gelen kesin bir delil, apaçık bir nur, mübarek bir kitap, muttakiler için merhamet vesilesi, âlemlere uyarıcı, hakkı batıldan ayıran Furkan’dır.

Yüce Allah’ın yoluna davet için gönderilen ve insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaran Kur’an-ı Kerim; müslümanlar için bir müjde, bildirdiği hakikatleriyle büyük bir haber, kalplerdeki hastalıklara bir şifa, inananlara bir rahmettir.

Kur’an-ı Kerim, insanlar ve cinler bir araya gelseler bir sure ve bir ayetinin dahi benzerinin getirilemeyeceği, kendisinde asla hiçbir şüphe, tezat ve eğrilik bulunmayan bir yol gösterici ve dosdoğru bir kitaptır.

Kur’an-ı Kerim, akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir uyarıcı ve tebliğ, insanlar için hak olarak indirilen, hiçbir yerine batıl karışamayan, ayetleri muhkem kılınmış, sözün en güzeli, birbiriyle uyumlu ve bıktırmadan tekrar tekrar okunan, Allah Teâlâ’nın dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir.

Kur’an-ı Kerim; Arapça olarak indirilen, okuyana, anlayana ve dinleyene bir merhamet vesilesi olan, insanların ibret almaları ve bu sayede günahtan korunmaları için ikazları tekrar tekrar açıklanan, koruyucusu Allah Teâlâ olan mübarek bir zikirdir.

(Ayetler için bkz. İsra, 9; Şûra, 52; Âl-i İmrân, 138; Fâtır, 29; Nisâ, 174; En ‘âm, 155; Furkan, 1; Nahl, 89; Sa‘d, 67-68; Yûnus, 57; Bakara, 121; İbrâhim, 1; Bakara, 23; Bakara, 2; Kehf, 1; Yûnus, 37; İbrâhim, 52; Zümer, 2; Zümer, 41; Fussilet, 42; Hûd, 1; Nisâ, 82; Zümer, 23; Yûsuf, 2; Sa‘d, 29; Kamer, 17; Muhammed, 24; Tâhâ, 113; Ra‘d, 37; Hicr, 9; Meryem, 97; İsrâ, 88; Kehf, 54; Duhân, 2-3; İsrâ, 106; İsrâ, 106; Vâkıa, 77-80)

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin lisanından Kur’an-ı Kerim

Kur’an-ı Kerim’den sonra bize bu yüce kelamı en iyi tanıtan ve açıklayan Hz. Peygamber’dir (s.a.v). Çünkü Kur’an-ı Kerim ona indirilmiştir. İnsanlara O tebliğ etmiştir. Kur’an-ı Kerim’in ilk muallimi, hafızı, müfessiridir. Allah Resulü (s.a.v) Kur’an-ı Kerim’i şöyle tanımlıyor:

“Onda boş (ciddiyetsiz) bir söz yoktur. Her kim kibirlenerek onu terk ederse Allah onu helak eder. Kim de ondan başka hidayet ararsa, Allah onu saptırır. O, Allah’ın sağlam ipidir (hükmüdür). O, hikmetli bir zikirdir, dosdoğru bir yoldur. O kendisine uyanların kötü yola sapmayacağı, (kıraat eden) dillerin (Arap olsun veya olmasın, okurken) güçlük çekmeyeceği bir kitaptır. Alimler ona doyamazlar. Onun çokça tekrarı usanç vermez. İnsanı hayrette bırakan yönleri tükenmez. O, cinlerin işittiği zaman, ‘Gerçekten biz, doğru yola ileten harikulade güzellikte bir Kur’an dinledik de ona iman ettik’ (Cin, 1) demek zorunda kaldıkları şeydir. Her kim onunla konuşursa doğruyu söylemiş olur, kim onunla hükmederse adil olur, kim onunla amel ederse mükâfat alır, kim de ona tutunursa doğru yolu bulur.” (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân, 1)

Allah dostları, Kur’an-ı Kerim’e sırtını dönen kişiyi, evine giren güneş ışığını perde çekerek engelleyen hasta bir kimsenin durumuna benzetir.

Hz. Peygamber (s.a.v), Kur’an-ı Kerim’i Yüce Allah’ın yeryüzüne gönderdiği bir ziyafet sofrasına benzetir. Müminlere onun nimetlerinden çokça istifade etmelerini tavsiye eder. Kur’an-ı Kerim’in, Allah Teâlâ’nın kendisiyle gönderdiği hidayet ve ilim olduğuna dikkatleri çeker. Onu farklı yapılardaki topraklara düşen bol yağmura benzetir. Yönünü Kur’an-ı Kerim’e dönenlerin hem kendilerine hem de çevrelerine bereket olduğunu, aksi durumda kişinin kendisine ve bir başkasına da faydasının olmayacağını salık verir. (bkz. Buhârî, İlim, 20)

Kur’an-ı Kerim ve sahabe-i kiram

610 yılında Mekke’de Hira mağarasında Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) inmeye başlayan Kur’an-ı Kerim’in nüzulü yirmi üç yılda tamamlanmıştır. Allah Resulü (s.a.v) gelen ayetleri ezberinde tutar, sahabeye ayet ayet ve sure sure okur; sahabe de onları ezberler, namazlarda ve diğer ibadetlerde tekrar tekrar, gece gündüz tilavet ederlerdi. Allah Resulü’nün (s.a.v) Kur’an-ı Kerim’i öğrenmeye ve ezberlemeye dair olan teşvikleri, birçok sahabinin, gelen bütün ayetleri ezberlemesini sağlamıştır. Ezberin yanında Hz. Peygamber (s.a.v), okuma yazma bilen sahabiler arasından özel olarak seçtiği vahiy kâtiplerine gelen ayetleri ayrıca yazdırmıştır. Böylece Kur’an-ı Kerim, Allah Resulü (s.a.v) hayatta iken ezberlenerek ve yazılarak korunmuştur.

Kur’an-ı Kerim ayetlerinin bir mushafta toplanması

Allah Resulü (s.a.v) hayattayken vahiy devam ettiği için Kur’an-ı Kerim bir kitap haline getirilmemişti. Buna ihtiyaç da duyulmamıştı. Allah Resulü’nün (s.a.v) vefatından sonra Hz. Ebû Bekir (r.a) zamanında, savaşlarda çok sayıda kurra hafızın şehit edilmesi, Kur’an-ı Kerim’in bir kitap haline getirilmesini hızlandırdı. Hz. Ebû Bekir (r.a), Zeyd b. Sabit (r.a) başkanlığında bir heyeti görevlendirerek Kur’an-ı Kerim’i iki kapak arasında toplamalarını emretti. Titiz çalışmanın sonucunda bütün Kur’an-ı Kerim sayfaları iki kapak arasına toplandı ve Hz. Ebû Bekir’e (r.a) teslim edildi. Buna “Mushaf” adı verildi. Hz. Ebû Bekir’in (r.a) vefatının ardından Mushaf’ı Hz. Ömer (r.a) teslim aldı. Hz. Ömer (r.a) vefat edince Mushaf kızı ve müminlerin annesi olan Hz. Hafsa’ya (r.anha) geçti.

Kur’an-ı Kerim nüshalarının çoğaltılması

Kur’an-ı Kerim yedi harf (lehçe) üzere nazil olduğundan (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’an, 3) yeni fethedilen beldelere gönderilen muallimler, gittikleri yerlerde öğrendikleri ve duydukları kıraatle Kur’an-ı Kerim okuyor ve öğretiyorlardı. Bu farklı kıraatlerden dolayı müslümanlar arasında çıkan tartışmalar üzerine Hz. Osman (r.a) müminlerin annesi Hz. Hafsa’nın (r.anha) yanında bulunan Mushaf’ı aldı. Zeyd b. Sabit (r.a) başkanlığında kurulan bir komisyona bu Mushaf’ı esas alarak Kur’an-ı Kerim’in istinsah edilmesini emretti. Çoğaltılan Kur’an-ı Kerim mushafları çeşitli bölgelere ulaştırıldı. Bu nüshalardan biri Medine’de bırakıldı. Buna ‘İmam Mushaf’ denildi. Diğer nüshalar Mekke, Kufe, Basra, Şam, Yemen ve Bahreyn’e gönderildi.

Değişmeyen ve değişmeyecek tek kitap

Bin dört yüz yıl geçmesine rağmen bugün okuduğumuz Kur’an-ı Kerim, Hz. Osman’ın (r.a) istinsah ettirdiği ve dolayısıyla Hz. Peygamber’in (s.a.v) zamanındaki Kur’an-ı Kerim’in aynısıdır. Günümüzde dünyanın dört bir yanında harfinden harekesine kadar Kur’an-ı Kerim’de hiçbir değişiklik ve farklılık yoktur. Kelamullah zamanın, mekânların ve insanların değişmesine karşılık kendisinde en küçük bir lafız değişikliği olmadan, kıyamete kadar geçerliliğini ve güncelliğini koruyarak her devirde insanlığın ihtiyacını karşılayacak, onları dünya ve ahiret saadetine ulaştıracak eşsiz kılavuzdur.

Kur’an-ı Kerim’in faziletleri

İnsan, Kur’an-ı Kerim’e olan ilgisi ölçüsünde bu yüce kitabın kendisine sunduğu zenginlikleri elde edebilir. Ayet ve hadislerde Kur’an-ı Kerim’e dost olan insanın pek çok kazanımı bildirilmiştir. Bazısını zikrederek bereketlenelim.

Kur’an-ı Kerim insanı en hayırlı kişi mertebesine çıkarır. “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 21)

Kur’an-ı Kerim insana en üstün güzellikleri sunan eşsiz bir ecir deryasıdır. “Kim Kur’an-ı Kerim’den bir harf okursa, onun için bir iyilik sevabı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevaptır.” (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân, 16)

Kur’an-ı Kerim, ibadetlerin ve salih amellerin en büyüklerindendir. “Ümmetimin en faziletli ibadeti, Kur’an okumaktır.” (Beyhakî, Şuabü’l-îmân, nr. 2022)

Kur’an-ı Kerim’i okumak ve dinlemek kalplere nur, gönüllere huzur ve ruhlara sekinet verir. “Bir cemaat, Allah Teâlâ’nın evlerinden birinde toplanıp Allah’ın kitabını okur ve onu aralarında müzakere eder, anlayıp kavramaya çalışırlarsa, üzerlerine sekinet iner ve kendilerini rahmet kaplar.” (Müslim, Zikir, 38)

Kur’an-ı Kerim Yüce Allah katında ve ahirette müminin şerefini yüceltir. “Her zaman Kur’an okuyan kimseye şöyle denecektir: Oku ve yüksel, dünyada tertil ile okuduğun gibi burada da tertil ile oku. Şüphesiz senin merteben, okuduğun ayetin son noktasındadır.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 20)

Kur’an-ı Kerim okuyan ve onun hükümleriyle gereği gibi amel eden mümin için bir delil ve şefaatçidir. “Kur’an okuyun! Zira Kur’an, kıyamet günü okuyana şefaatçi olarak gelir.” (Müslim, Müsâfirîn, 252)

Kur’an-ı Kerim maddi ve manevi şifa kaynağıdır. “O, müminler için şifa ve rahmettir.” (İsrâ, 82)

Kur’an-ı Kerim çocuklara bırakılacak en güzel mirastır. Kur’an-ı Kerim ahlakı ile yetiştirilen çocuklar, iki dünyada da ebeveynlerine bahtiyarlıkların en güzelini yaşatır. “Kim Kur’an’ı okur ve onunla amel ederse, kıyamet günü anne babasına bir taç giydirilir.” (Ebû Dâvud, Salât, 349)

“Kim Kur’an’ı okur ve onunla amel ederse, kıyamet günü anne babasına bir taç giydirilir.”(Ebû Dâvud, Salât, 349)

Allah dostları, Kur’an-ı Kerim’e sırtını dönen kişiyi, evine giren güneş ışığını perde çekerek engelleyen hasta bir kimsenin durumuna benzetir. Öyleyse bir mümin olarak Kur’an-ı Kerim okumayı bilmiyorsak bir an önce öğrenmeli, biliyorsak düzenli bir şekilde her gün okumalı, anlamaya çalışıp, hükümleri ile de gereği gibi amel etmeye gayret etmeliyiz. Allah Teâlâ cümlemizi Kur’an-ı Kerim’in nurlu rehberliğinde sebat edenlerden eylesin. Âmin.