Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Aziz Ve Celil Olan Allah’a Muhtacız

Allah Teâlâ insanı yaratan, yaşatan, göğüs kafesinin içinde kalbini attıran, damarlarında kanını dolaştıran, sayısız ve sonsuz nimetleri ona ihsan edendir.

Bir şeyden alınacak zevk, o şeye duyulan ihtiyaçtan doğar. Başka bir ifadeyle lezzetin şiddeti ihtiyacın büyüklüğüyle doğru orantılıdır. Bu yüzden açken yenen kuru ekmek tokken yenen etten daha çok zevk verir insana. “İhtiyaç” duygusunun zıddı “istiğna”dır.

İstiğna, insanın herhangi bir şeye karşı kalbinde o şeyden bağımsız bir tatmin duygusuna ermesi yani o şeye eyvallah etmemesi, gereksinim duymamasıdır. Bu yapısıyla istiğna çift taraflı kesen bir bıçak gibidir. Bundan sebep her istiğna, müstağni olunan şeye göre ya bir “cinayet” ya da bir “inayet”tir.

Yaradana karşı istiğna

İnsan, bir nefeste bile Allah Teâlâ’ya sayısız şükür borçludur. Çünkü Allah Teâlâ; insanı yaratan, yaşatan, göğüs kafesinin içinde kalbini attıran, damarlarında kanını dolaştıran, sayısız ve sonsuz nimetleri ona ihsan edendir. Bu hakikati ifade sadedinde Allah Teâlâ Kur’an’da mealen şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın nimetini saymaya kalksanız başa çıkamazsınız. Allah gerçekten bağışlayıcıdır, merhametlidir.” (Nahl, 18) İnsan hem var olmak hem de varlığını devam ettirebilmek, dünya ve ahiret mutluluğunu elde edebilmek için Aziz ve Celil olan Allah’a her daim muhtaçtır: “Ey insanlar! Sizler Allah’a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir ve mutlak kemaliyle hep övgüye layık olan O’dur.” (Fâtır, 15)

Şu halde kulun Cenab-ı Allah’tan, O’na kulluktan müstağni olduğunu düşünmesi bir tuğyandır, bir sapkınlıktır: “Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder.” (Alak, 6-7) Tuğyan ise bir intihar, insanın kendi ruhuna kıydığı bir cinayettir, bir sapkınlıktır, insanın kendi kendine tapması, kendisini put edinmesidir. Bu durum, insanın hakkı ve hakikati görmesini, işitmesini, idrak ve iman etmesini engelleyen çok vahim bir durumdur ve nihayetinde insanı Allah Teâlâ’nın gazabına, ebedî azaba düçar eder: “Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” (A‘râf, 179) Ezcümle insan, Rabbine karşı müstağni olamaz, olmamalıdır. Allah Teâlâ’dan istiğna, dalalettir.

Dünyaya karşı istiğna bir nimet, bir saadet, bir inayettir. Çünkü dünya içtikçe susatan, susattıkça içiren tuzlu bir deniz, öldürücü bir zehirdir.

Masivadan istiğna

İstiğnanın bir diğer yönü Allah Teâlâ’dan gayrısına yani masivaya, dünyaya karşı istiğnadır. Böylesi istiğna ise bir nimet, bir saadet, bir inayettir. Çünkü dünya içtikçe susatan, susattıkça içiren tuzlu bir deniz, öldürücü bir zehirdir.

Bir damlacık sudur dünyaÖtesi yok budur dünyaMetanetsiz karton kaleKâğıttan kutudur dünya

Var gibi görünür dünyaYar gibi bürünür dünyaKalpte sinsi kertenkeleEbedî sürünür dünya

İnsan dünya kefesini ancak zikrullahı varlık terazisinin diğer kefesine koyduğunda dengeler ve istiğnaya ulaşır. Zikrullah; masiva zehrine karşı benliğin sebat ve istikametini sağlayan bir panzehirdir. Kalbin çalkalanışı ancak onunla sükûnete erer: “Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra‘d, 28) Bundan dolayı insanın ayaktayken, otururken ve yatarken her hal ve vaziyette zikrullahtan kopmaması gerekir. Cenab-ı Allah’ı zikretmek ab-ı hayattır. Zikirden gafil olmak bir tür ölüm, Allah Teâlâ’dan gafil olan da bir tür ölüdür.

Zikir; insanın “Allah Teâlâ’dan müstağni olmak” zilletinden kurtulması ve “Allah Teâlâ ile müstağni olmak” mertebesine yükselmesidir. Zikir insanın Allah Teâlâ’ya muhtaç olduğunu en derinden hissetmesi ve böylece kulluğun manevi zevkine ermesidir.

Ubudiyetin zevki rububiyete duyulan ihtiyaçta gizlidir. Mabuduna muhtaç olduğunu hissetmesi, abide en büyük teşviktir.