Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Ayların Sultanı Ramazan-ı Şerif

“Bu ay, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluş olan bir aydır. Kim bu ayda, emri altındakilerinin (hizmetçilerinin ve işçilerinin) yükünü hafifletirse, Allah onu bağışlar ve cehennemden de azat eder” (Şuabü’l-îmân, 5/223)

Ömrü kısa olan bu ümmete Cenab-ı Hak lütufta bulunmuş, bazı mekânları ve zaman dilimlerini diğerlerinden faziletli kılmıştır. Böylece müminler kısa sürede çok sevap kazanma nimetine nail olmuştur. Hadis-i şeriflerde bildirildiği üzere Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksa’da kılınan namazlar diğer mescidlerde kılınandan daha faziletlidir. Cuma günündeki icabet saatinde, Regaib ve bayram gecelerinde yapılan dualar reddolunmaz. Berat gecesinde Allah Teâlâ’nın rahmet ve mağfireti yağar. Kadir gecesini ihya etmek ise bir ömre bedeldir. İşte bu mübarek zaman dilimlerinden biri de insanlara hidayet rehberi olup onlara doğru yolu gösteren Kur’an’ın indirildiği ramazan-ı şeriftir. Ramazan denilince akla pek çok ibadet ve güzellik gelir. Biz oruç, teravih, mukabele, itikâf ve infak üzerinde kısaca duralım.

Takvaya ulaştıran: Oruç

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı” (Bakara, 183) ayeti, orucun farziyetini beyan eder. Bununla beraber orucun hedefinin, kulu nefsani arzulardan arındırarak takvaya ulaştırmak olduğunu da vurgular. Dolayısıyla mideye oruç tutturulduğu gibi günah işlemeyerek azalara ve hatta kalbe de oruç tutturulmalıdır ki takvaya erişilsin. Zira insanın midesi dolu olduğu zaman göz, kulak, el, ayak gibi organları acıkır; günah işleme arzusu doğar. Mide aç kalınca bu organlar doyar; günah işlemeye olan meyilleri kırılır. Oruçlu olduğu halde günah işleyenin ise tuttuğu oruçtan, yanına kâr olarak sadece açlık ve susuzluk kalır. Yani oruç onu takvaya eriştirememiştir. Kalbin orucu ise Allah Teâlâ’dan başka şeyleri kalbe sokmamakla olur ki bu da peygamberlerin ve evliyanın orucudur.

Oruç ibadetinin maddi manevi fayda ve hikmetleri çoktur. Bunlardan biri de orucun bedene sıhhat vesilesi olmasıdır. Efendimiz (s.a.v) “Oruç tutun ki sıhhat bulasınız.” (Taberânî, Mu’cemu’l-evsat, 8/174) buyurarak orucun bedene faydasını bildirmiştir. Tabii, şunu da özellikle belirtmek gerekir: Oruç diyet, zayıflama, sağlık vb. niyetlerle tutulmaz. Sırf Allah Teâlâ’nın rızası maksadıyla, O’nun emrini yerine getirmek için tutulur.

Oruç tutan biri belirli bir süre aç kalmak suretiyle aç insanların halinden anlamaya başlar. Sahip olduğu nimetlere şükrü öğrenir ve bu nimetleri diğer insanlarla paylaşarak cömertlik ahlakını elde eder. Ayrıca bu aç kalış bir mecburiyetten kaynaklanmamaktadır. Sırf Allah rızası için kendi isteği ile helal olan yiyecek ve içeceklerden uzak durmaktadır. Artık böyle bir insanın harama el uzatması nasıl mümkün olabilir!

Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ramazanı (teravih kılmak suretiyle) ihya ederse onun geçmiş günahları bağışlanır.

(Buhârî, Salâtü't-teravih, 1)

Gecelerin ihyası: Teravih

Ramazan ayında gündüzler oruçla geçirilerek nefis terbiye edilmeye çalışılır. Geceler de teravihle ihya edilerek ibadet disiplini, cami adabı, cemaatle namaz alışkanlığı kazanılır. “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ramazanı (teravih kılmak suretiyle) ihya ederse onun geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Salâtü't-teravih, 1) buyuran Peygamberimiz (s.a.v), teravihin günahlardan arınmak için büyük bir fırsat olduğuna dikkat çekmiştir. Teravihin kaç rekât olduğu tartışmasına girmeden, öteden beri tevarüs edildiği şekliyle yirmi rekât olarak kılmak icap eder. Ciddi bir mazeret olmadıkça teravihin bir kısmını kılıp camiyi terk etmek, gelenekte var olana aykırılık ve cemaate kötü örnek teşkil etme açısından doğru değildir. Vaktinden önce camiye gelip vaazdan istifade edilmesi ramazan ayında ilim meclisine katılma sevabına da vesile olur. Ülkemizde genellikle ilk günlerin heyecanıyla camiler dolar. İlerleyen günlerde ise boş kalmaya başlar. İstikamet üzere ilk günden son güne kadar gayret göstermek esastır. Ayrıca teravih söz konusu olduğunda çoğu kişi hızlı kıldıran imamlar arar. Oysa beş vakit namazı olduğu gibi teravihi de usulüne uygun kılmak gerekir. İşte böyle bir teravih geçmiş günahlara kefaret olacaktır, inşallah. Camiye geçerken çocukları götürmek, onları ramazan ve teravih hazzından mahrum etmemek lazımdır. Dini, camiyi, cemaati böyle vesilelerle sevip benimseyeceklerdir.

Kur’an’la buluşma: Mukabele

Hidayet rehberimiz Kur’an-ı Kerim bu ayda indirilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v) de her sene o güne kadar inen ayetleri Cebrail (a.s) ile karşılıklı okumuş, mukabele etmiştir. O halde bizler de Kur’an-ı Kerim’in bu ayda çokca okumalı, mukabelelere katılmalıyız. Okumayı bilmiyorsak bu ayda öğrenmeliyiz.

Sözlükte “İki şeyi birbiriyle karşılaştırmak” anlamına gelen mukabele, ramazan ayında cami veya evlerde genelde hafızlar tarafından okunan Kur’an’ı takip etmek suretiyle hatim indirmek demektir. Bu güzel sünnet köklü bir gelenek halinde günümüzde de yaşatılmaktadır. Ayrıca teravih namazının hatimle kılındığı camiler de vardır. Hem teravih hem hatim güzelliğini toplayan böyle camiler büyük nimettir.

Fıtır sadakası, orucun kabulüne bir yol, ölümün zorluğunu kolaylaştırıcı bir çare ve kabir azabından kurtulmaya bir vesiledir.

Dünyevi hayata on gün ara: İtikâf

Bir mescidde ibadet niyetiyle beklemeye itikâf denmektedir. Dolayısı ile camiye her gidişimizde itikâfa niyet edersek bu ameli işlemiş oluruz. Bunun yanında Allah Resulü (s.a.v) ramazanın son on gününde Mescid-i Nebevî’ye kapanır; ibadet, niyaz, zikir ve tefekkürle meşgul olurdu. İslam büyüklerinden Atâ (rah.) demiştir ki: “İtikâf yapan kimse, ihtiyacından dolayı büyük bir zatın kapısında oturup ‘İhtiyacımı yerine getirmedikçe buradan ayrılıp gitmem’ diye yalvaran bir kimseye benzer ki Allah Teâlâ’nın bir mescidine girmiş, beni bağışlamadıkça buradan ayrılıp gitmem demektedir.”

Bir müminin böyle mübarek bir yerde bir müddet yaratıcısına olanca varlığı ile yönelip, saf bir kalp, tertemiz bir dille ibadet ve taatte bulunması çok müstesna bir ganimettir. İtikâfa giren kimse haliyle namazlarını cemaatle kılar. Efendimiz’in (s.a.v) hadislerinden öğrendiğimize göre yatsı ve sabah namazlarını cemaatle kılan kimse gecenin tamamını ibadetle geçirmiş olmaktadır. Kadir gecesinin ramazanın son on gecesinde aranması tavsiye edildiği göz önüne alınırsa itikâftaki bir müslümanın bin aydan hayırlı Kadir gecesine tevafuk etme ihtimali çok kuvvetlidir. Ayrıca “Faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Kadir gecesini değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır” müjdesine nail olması da umulur.

Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa ‘Ben oruçluyum’ desin”

(Buhârî, Savm, 9)

Birlik beraberliğin anahtarı: İnfak

Ramazan-ı şerif aynı zamanda infak yani Allah yolunda harcama ayıdır. Ramazanın manevi bereketinden istifade etmek için çoğu müslüman zekâtını bu ayda vermektedir. Zekât ve diğer infak türleri, Rabbimizin rızasını kazanmaya vesile olur. Zekât mal sahibi olma nimetinin şükrüdür. Malı temizler, korur ve bereketlendirir. Zekât ve sadakalarla fakirin zengin üzerindeki hakkı ödenir. Müminler arasında birlik beraberlik, kardeşlik ve dayanışma ruhu pekişir. Ramazana has infak çeşidi ise fitredir. Fitre, ramazan ayının sonuna yetişen ve temel ihtiyaçlarından başka en az nisap miktarı bir mala sahip bulunan her müslüman için verilmesi vacip olan bir sadakadır. Fıtır sadakası, orucun kabulüne bir yol, ölümün zorluğunu kolaylaştırıcı bir çare ve kabir azabından kurtulmaya bir vesiledir. Bunların dışında bu ayda yapılabilecek nafile hayır ve infak çeşitleri pek çoktur. Örneğin kiracısı zorlanan bir ev ya da iş yeri sahibi ramazanda kira almayabilir. İşveren işçilerine kumanya, ikramiye, bayramlık vb. desteklerde bulunabilir.

Ramazan-ı şerifi nasıl değerlendirdiler?

Habib-i Kibriyâ’nın (s.a.v) rahle-i tedrisinden geçen ashab, ramazanı oruç, teravih, Kur’an tilaveti, fakirlere infakta bulunmak gibi ibadetlerle değerlendirirlerdi. Bazen kıldıkları teravihler imsaka kadar sürerdi. Sahabeden bazıları ramazan ayı gelince aile fertlerini toplayarak onlara mukabele okurlardı. Allah Resulü: “Ramazan ayında yapılan umre (sevap bakımından) tam bir hac sayılır yahut benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar” müjdesini vermişti. (Buhârî, Umre, 4) Bu sebeple ashab-ı kiram ramazanda umre yapmaya gayret ederlerdi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve ashab-ı kiramın izlerini takip eden Allah dostları da ramazan-ı şerife ihtimam göstermişlerdir. Örneğin sadat-ı kiramdan Seydâ Muhammed Raşid (k.s) hazretleri hasta bile olsa namazını camide cemaatle kılardı. Nafilelere önem verir, gece namazına devam ederdi. Kuşluk namazını normalde dört, ramazanda sekiz rekât kılardı. Geceleyin az uyur, çok ibadet ederdi. Gece ve gündüz günde iki defa tesbih namazı kılardı. Teheccüd namazını ilk on beş gün evinde, son on beş gün camide cemaatle kılardı. Son on gün boyunca neredeyse uyumaz, Kadir gecesine vasıl olmaya çalışırdı. Diğer günlerde günde bir cüz Kur’an okurken, ramazanda iki günde bir hatim yapardı. Ramazan bayramından sonra şevval orucunu ve diğer nafile oruçları da tutardı.

Ramazan ayında yapılan umre (sevap bakımından) tam bir hac sayılır yahut benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.

(Buhârî, Umre, 4)

Bize düşen

Geçen sene aramızda olup bu ramazana erişemeyen akrabalarımız, komşularımız, meslektaşlarımız ve tanıdıklarımız var. Bizim de gelecek ramazanı göreceğimizin garantisi yok. Bu yüzden fırsat elde iken bu kıymetli ayı ihya için çaba göstermeyi vazife bilmeliyiz. Allah Teâlâ ramazan ayını ihya etmeyi cümlemize nasip eylesin. Bu ay hürmetine içinde düştüğümüz zorlukları kolaylaştırsın, dertlerimize deva, hastalarımıza şifa, kalbimize takva ihsan eylesin.

Ben Oruçluyum Desin!

Ramazan ayında bazı insanlar kontrolünü kaybedebiliyor. Evde eşine, çocuklarına kaba davranabiliyor. İşe giderken trafikte, iş yerinde arkadaşlarına, işçilerine bağırabiliyor. Pide kuyruğunda tartışanları; restoranda garsona, teravih uzadığında hocaya kızanları bile görmek mümkün. Bütün bunlara da oruç bahane ediliyor. Halbuki oruç sabır demektir aynı zamanda. Ramazan da ihsan ayıdır. O halde daha nahif, sabırlı, yardımsever ve anlayışlı olmak icap eder. Nitekim Resulullah (s.a.v) orucu kötülüklere mani olan bir kalkana benzetmiş, oruçlu iken münakaşadan uzak durulmasını emretmiştir. “Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa ‘Ben oruçluyum’ desin” (Buhârî, Savm, 9) buyurmuştur. Oruç tutan biri “Ben oruçluyum” ifadesini önce kendi nefsine söylemeli, oruç kalkanını nefsinin gayrimeşru arzularına karşı siper etmelidir. Bu kalkanı kendi elinden ve dilinden sâdır olacak yanlış tutum ve davranışlara karşı kullanmalıdır. Yine Hz. Peygamber (s.a.v) ramazan ayı ve orucun güzelliklerini anlattığı hutbenin bir bölümünde “Bu ay, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluş olan bir aydır. Kim bu ayda, emri altındakilerinin (hizmetçilerinin ve işçilerinin) yükünü hafifletirse, Allah onu bağışlar ve cehennemden de azat eder” (Şuabü’l-îmân, 5/223) buyurmuştur. Öte yandan işçi orucu bahane ederek işinde gevşek davranmamalı, işveren de oruç tutan işçisinin yükünü hafifleterek, istirahat süresini uzatarak, hadisteki müjdeye nail olmaya çalışmalıdır. Bu davranışının, günahlarının affına, rızkının bereketlenmesine ve oruç tutanın sevabına ortaklığa vesile olacağını bilmelidir.