Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Annemizi, babamızı ve akrabalarımızı Allah Teâlâ tercih etti. Ana baba hukuku başta olmak üzere yakınlarımız ile ilişkilerimizde birtakım hak ve görevler koydu.

Ramazan bayramını geride bıraktık. Allah Teâlâ nice hayırlı ramazanlara ve bayramlara ulaştırsın. Nasip olursa önümüzde Kurban bayramı var. Bazı hanelerde bayramlar buruk geçmeye başladı. Zira bayram zamanı bir yerlerde tatil yapmak şeklinde bir uygulama oluştu. Dinlenmek tabii ki insanın ihtiyacıdır. Bayramda tatil günleri biraz fazla olunca çoğu insan dinlenme ihtiyacını bu esnada karşılıyor. Ancak bayramlaşmayı, akrabaları ziyaret etmeyi, dostlarla buluşmayı, gönül almayı da unutmamak lazım.

Özellikle akrabalık bağlarını güçlendirmek için bayramları bir vesile edinmek yerinde olur. Akrabalık hukuku konusunda dikkat edilmesi gereken çok önemli hükümler vardır. Rabbimiz mealen şöyle buyurmuştur: “Demek siz (İslam’dan) yüz çevirip de yeryüzünde fesat çıkaracak ve akrabalık ilişkilerini koparacaksınız öyle mi! İşte Allah’ın lanetlediği, kulaklarını sağır ve gözlerini kör ettiği kimseler bunlardır. Bunlar Kur’an’ı hiç düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var?” (Muhammed, 22-24)

Resulullah Efendimiz (s.a.v) de şöyle dikkatimizi çekmektedir: “Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa akraba ile bağını sürdürsün…” (Buhârî, Edeb, 85)

Akrabaya yardımda büyük sahabinin imtihanı

Hz. Ebû Bekir’in (r.a) çok cömert bir insan olduğunu herkes bilirdi. Hem akrabalarına hem de çevresinde ihtiyaç sahibi olanlara yardımda bulunurdu. Akrabalarından Medine-i Münevvere’ye hicret etmiş olan Mistah (r.a) da onun yardım ettiği kişilerdendi.

Benî Mustalik gazvesinden sonra meydana gelen ifk hadisesinde bazı iftiralar yaşandı ve bu iftiralarda Hz. Âişe validemiz başta olmak üzere Resulullah (s.a.v), Hz. Ebû Bekir (r.a) ve ailesi çok büyük üzüntü çektiler. Nihayet Hz. Âişe (r.anha) validemizin tertemiz olduğunu ve diğer insanların iftiracı olduklarını bildiren ayetler geldi. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir (r.a) “Allah’a yemin ederim ki Mistah’a ebediyen bir şey vermeyeceğim. Çünkü o (da), Âişe hakkında ileri geri konuştu” dedi. Aradan çok fazla bir zaman geçmeden şu ayet nazil oldu: “İçinizden faziletli ve servet sahibi olanlar akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar, feragat göstersinler. Allah’ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” (Nûr, 22)

Hz. Ebû Bekir (r.a) bu ayeti duyduğunda “Vallahi Allah’ın beni bağışlamasını çok arzu ederim” diyerek Mistah’a önceden yapmış olduğu yardımı aynen devam ettirdi. Önceden yaptığı yeminden vazgeçtiğini de şöyle ifade etti: “Allah’a yemin ederim ki ona yaptığım yardımı ebediyen kesmeyeceğim.” (Râzî, Tefsir, 23, 162-167)

Akrabalarımızı ve akrabalık haklarını Allah Teâlâ belirler

Doğduğumuzda, hiçbir dahlimizin bulunmadığı bir ortamda kendimizi buluruz. Ana babamız, kardeşlerimiz ve akrabalarımız bize sorulmadan belirlenmiş; doğduğumuz yer, yaşadığımız çevre konusunda fikrimiz alınmamış; konuştuğumuz dili biz seçmemişiz. Cinsiyetimiz, ten rengimiz, kan grubumuz ve aklımıza gelebilecek hiçbir şey bizim tercihimizle olmamış. Düşünüyoruz ve düşündükçe gönlümüzden dudaklarımıza şu gerçekler dökülüyor: “Doğrusu biz Allah’a aitiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz.” (Bakara, 156)

Evet annemizi, babamızı ve akrabalarımızı Allah Teâlâ belirledi. Ana baba hukuku başta olmak üzere yakınlarımız ile ilişkilerimizde birtakım hak ve görevler koydu. Hepsine birden “akrabalık hukuku” ismini vermek mümkündür.

Sıla-i rahim

Akrabalık hukukunun yanında çok önemli bir görevimiz daha var. Rabbimiz, akrabalarımız ile ilişkilerimizi canlı tutmamızı istemektedir. “Sıla-i rahim” diye isimlendirdiğimiz ve üzerimize farz kılınan bu görev, akrabalarımızı ziyaret etmek, haberleşmek ve yardımlaşmaktan ibarettir. Akrabalığımızın oluşumunda, kendi iradesi dışında hiçbir etkiye yer vermeyen Yüce Allah, akrabalarımız ile aramızda kurmuş olduğu bu yakınlığın devam ettirilmesinde ise bizim irademize yer vermiştir. Bize vermiş olduğu cüzi irademizi, O’nun külli iradesine tabi kılmamızı murat etmiştir. Böylece bizi sınamayı ve imtihan etmeyi dilemiştir.

Akrabalık hukukunu gözetmenin hem kendimiz hem de toplum için ne kadar hayati önem taşıdığını ifade etmeye gerek var mı? O halde sözü uzatmadan kendimize dönelim ve şunları düşünelim: Her birimizin istese de istemese de akrabaları var. Bunların bir kısmı yakınımızda olabilir; bazıları da ancak bir telefon kadar uzağımızdalar. Acaba akrabalarımız ile haberleşiyor muyuz, onları ziyaret ediyor muyuz, onlarla yardımlaşıyor muyuz? Rabbimizin takdiriyle oluşmuş akrabalık bağlarımızı güçlendiriyor muyuz?

Haydi, artık harekete geçme zamanı!